1 Aralık 2012 Cumartesi


Fark ettim ki uzun zamandır yazmaz olmuşum. Kaçmışım yazmaktan, bir şeyleri kendime itiraf etmekten. Sanırım bunca zaman, kendimi sadece müziğe verdiğim tüm bu zaman, ondan kaçmaya çalışıyordum. Hayır, hayır. O değildi kaçtığım. O benim kurtuluşum, sığınağım. Bir insan nasıl kaçar limanından? Hayatımdı kaçtığım. Evet. Hayatımı yazmak, hayatımı anlatmak demekti. Hayatımı anlatmak, o iğrençliği yeniden yaşamak demekti. Kader ve hayat denilen çiftin, tüm çirkefliğiyle önümde kadeh tokuşturması demekti. Bu gibi zamanlarda, insanlara ve kendime öğüdüm, sabretmekti. Dayanmaktı, sadece hayatta kalmaktı. Umutlu tarafım, tüm gücü ve benliğiyle buna inanmak isterken; içimdeki kötü duyguların sahibi olan yer bana kendimi kandırdığımı fısıldıyordu. Sessiz ve yavaşça yapıyordu bunu. Işıklar söndüğünde, umuduma üstün gelebilmek için. İtiraf etmeliyim, çok başarılı. Çok iyi yapıyor işini, bir prim alsa iyi olur. Kısa yoldan tatile çıkması da yararıma. Daha fazla yazamayacağım galiba yine. Bazen insan yazmak bile istemiyor işte. öyle anları oluyor ki, her anında koştuğu müziği bile aramaz oluyor. İşte acı böyle bir şey. İnsanı bu hale getiriyor.

6 Haziran 2012 Çarşamba


Başkalarıyla konuşurken kelimeler dökülüveriyor dudaklarımdan. O kadar hayat dolu, o kadar eğlenceli oluyorum ki herkes çok seviyor beni. Öyle mutlu ediyorum, morallerini düzeltiyorum ki çevremdeki insanların. Ama sana geldiğimde tutulup kalıyorum. Seni düşürken kafamda dizdiğim tüm kelimeler bir anda uçuşuveriyor boşluğa. Ne kafiye kalıyor aklımda, ne de bir düşünce. Sonra bulamıyorum ne diyeceğimi. Öylece kalıyorum kendi boşluğumda. Heyecanlanıyorum birden, ellerim ayaklarıma dolaşıyor.Kalbim çırpınıyor. Ve yokluğun... Asla üzülmüyorum yokluğuna. Hayallerimde öyle güven veriyorsun ki bana, öyle sıkı sarmalıyorsun ki. Hiç olmadığım kadar özel hissediyorum kendimi o zamanlarda. Tabii bunların hepsi rüyalarımda oluyor. Sen gülüp eğlenirken. Aklına bile gelmiyorum belki. Hatta hatırlamıyorsun kim olduğumu. Kimim ben? Sadece bir baş belası. Söylemen yeter o zaman. Ama sakın gözlerime bakarak söyleme. Sakın. Yoksa o kadar inanırım ki beni sevmediğine, rüyalarıma da hayallerime de çağıramam seni. Çok kötü birşeymiş şizofren olmak. Bencede kötü. Ama eğer seni çok gerçekçi görmemi sağlayacaksa şizofren de olurum. Asla bozma hayatını benim için. Önce iyiliğini, sonra mutluluğunu isterim. Histerik kahkahalar atarım arasına. Dönüp bir deliymişim gibi bakarlar bana. Ama ben aslında senin yaptığın bir espriye gülerim. Kimsenin görmediği o kalbimdeki SEN'e. Ve el ele tutuşur yürürüz senle. Bir gün belki tanışırsınız ikiniz. Bendeki SEN ve ondaki SEN. O bana acıyan gözlerle bakar belki. Ama ben mutluyum bendeki Sen'le. Burdaki Sen'lerin kim olduğunu bile bilmiyorsun değil mi? Bilme, lütfen asla bilme. Hiç gelme yanıma. Çünkü eğer gelirsen, gittiğinde büyük bir boşluk bırakırsın ardında. Sakın gelme. O kadar cesur değilim ben. Seni kaybedecek kadar, acınla baş edecek kadar güçlü değilim ben. Seninle ilgili o kadar şey biliyorum ki! Ama sen beni tanımıyorsun bile. Gerek yok, hayallerimde çok iyi tanıyorsun beni. Sarıp sarmalıyorsun, koruyorsun. Beni benden bile koruyorsun. Ama asla bilmeyeceksin bunları. Ve bir sevgili kaybedeceksin zamanla. Seni çok seven birini kaybedeceksin. Kim ki sonsuza kadar severim derse yalan söylemiş olur. Asla sonsuza kadar sevemessin. Sonsuza kadar sevmek, karşılıklı gerçek aşka bağlıdır. Benim yıllarca çekeceğime ise karşılıksız aşk diyoruz. Çok denedim, senden vazgeçmeyi. Tamam bu bir yalandı. Asla denemedim. Çünkü istemedim. Acın bile kanıtıydı benim içimdeki yerinin. Hangisine bağladım bende bilmiyorum. Hiç görmediğim yüzüne mi, hiç duymadığım sesine mi, hiç hissetmediğim kokuna mı? Bağlandığım tek şey acındı aslında. Öyle bir acıdı ki içim. Çok mutlu oldum seni sevdiğime. İşte öyle bir mazoşistim ben. Senin acınla öyle bir mutlu oluyorum ki. Çevrendekiler seni tanıdıklarına, sesini duyduklarına, seninle yakın olmalarına seviniyorlar. Bense senin acına. Mutluyum ben senin acınla. Sakın gelme hayatıma. Çünkü eğer gelirsen, bir daha çıkmanı istemem. Ve sen çıkıp gitmek istersin. Ağlamam arkandan, hiçbirşeyi kullanmam geri dönmen için. Öyle triplere de girmem. Kimseye canım acımıyor diye yalan da söylemem. Evet derim cesurca. Evet ağladım arkasından hemde çok ağladım. Bana bunları yaşatma. Bırak mutlu kalayım. Kendi küçük dünyamda. Kendi Sen'imle. Küçük dünyamda, büyük hayallerimle buluşalım bendeki Sen'le...

Hayaller. Zengin veya fakir, herkesin sahip olduğu şeyler. Bedel istemeyen ve herşeyi yapabileceğimiz, herşey olabileceğimiz yerler. Bazı insanlar, hayallerini yaşayanlara bakıp, kendilerine acırlar ve adalete küfrederler. Hergün hayal kurarlar ve bir gün gerçek olacağını umut ederler. Başkalarının sahip olduklarına ve yaptıklarına bakarlar sadece. Bazıları ise, hayallerini yaşayanlara, onların sahip olduklarına, yaptıklarına bakarlar  ve; "Neden ben olmayayım?" derler. Doğrusunu söylemek gerekirse, bilgisayarınızın başında oturup adalete küfrederek birşeylere sahip olamazsınız. Önce kalkıp onun için mücadele etmeli ve savaşmalısınız. Bir savaşa başlamadan kazanıp kaybedeceğinizi bilemezsiniz. Adalet size gelmez. Siz gidip onu almalısınız. Önce bir sorun kendinize,  gerçekten tüm hayatınızı küçük bir şehirde geçirmek istiyor musunuz? Normal bir şekilde, büyümek, evlenmek, çoluk çocuğa karışmak ve sonrada isimsiz bir kahraman olarak mı ölmek istiyorsunuz? Bundan iyisini yapabilirsiniz. Daha fazla insana yadım edebilirsiniz. Bunun için doğduk. Yeterince güçlüyüz. Güzeliz, yetenekliyiz. Engelleri aşabilecek kadar cesuruz. Çünkü Tanrı hata yapmaz.